
DANTEL #41
Göç anlatılarında sıklıkla erkek figürler merkeze alınır: Yola çıkan, çalışan, emek veren. Peki ya geride kalan kadınlar ve onların ana akım anlatıların dışında kalan duygusal, bedensel ve kuşaklar arası yolculukları? Bu sorudan yola çıkan Dantel, narin ama dirençli bir form olan danteli merkeze alarak kimlik, fedakârlık ve göç arasındaki görünmez bağlara odaklanır.
Serginin girişinde konumlanan eser, izleyiciyi hem mekâna hem de serginin düşünsel evrenine davet eder. Farklı göçmen ailelerin evlerinden toplanan ve Emin’in babasının bir araya getirdiği büyük dantel parçalarının arasından geçmek; göçün katmanlı dokusuna dokunmaya çağırır.
Eserin kavramsal odağında ikilik fikri bulunur: Bir kumaşın iki yüzü, ortak bir geçmişin iki farklı şekilde deneyimlenişi. Göç, tek başına gerçekleşen bir olay değil; evleri, cinsiyetleri, hafızaları ikiye bölen bir yarıktır. Sınırın bir tarafında verilen her karar, diğer tarafta da bir iz bırakır. Dantel, bu ikili yapıyı simgeleyen güçlü bir metafora dönüşür. Tıpkı dantelin pozitif ve negatif boşlukların dengesiyle var olması gibi, bir bakış açısı, diğerinin varlığı olmadan eksiktir; hikâye, tüm taraflar anlatılmadıkça tamamlanmaz.

.jpg)















